Pir Sultanlardan Yunuslara, Nazım Hikmetlerden Ahmed Ariflere, Ruhi Sulardan Mahzuni Şeriflere, Victor Jaralardan Mercedes Sosalara yüzyıllardır yankılanan bu ses hiç susmayacak...

10. Munzur Festivali Ve Alışılmadık Bir Sansür Hikayesi
Dersim’de gelenekselleşen festivallerin bu yıl 10.’su, “10. Munzur Kültür ve Doğa Festivali” adıyla yapıldı. Daha önceki senelerde, son anda belirlemekten ve bu nedenle kısmen anlaşılabilir program sorunları, bu sene daha büyük boyutta ve açıktan yaşandı. Elbette ki organizasyonda birçok kurumun yer alması, bu kurumlardan birçok önerinin gelmesi, onların değerlendirilip ortaklaşarak karar verilmesi ve sanatçılarla görüşme-netleştirme sürecini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Fakat bu seneki sorun, tek başına zaman sorunu değildi. Neden mi?
25. yıl konserimizin ardından
25. yaşımızı kutluyoruz. Acısıyla tatlısıyla, derdi çilesi ve özverisiyle ama daha da önemlisi her yanımızı, her anımızı sarıp sarmalayan büyük sevgi bağıyla geçen 25 yıl. Neler neler yaşandı bu 25 yılda. Ta ilk günden söz vermiştik. Uzun ve zorlu bir yola giriyorduk. Adaletsizliğin her türlüsünün kol gezdiği bir ülkede yaşıyorduk. Ve bunlara kayıtsız kalamazdık. Halkın sanatını yapacaktık. Doğruları dile getirecektik. Sanatımız aynı zamanda bir aydınlanmaya hizmet edecekti. Ve bunun için birçok şeyi göze almak gerekiyordu. Bunun bizden önce de sayısız örneği vardı.
Direnerek Üretmeye Devam Edeceğiz...
Anadolu’nun dört bir yanından gelip, boğazın serin sularına karışacak ezgilerimiz.
Ve kavgamızın başkenti, İstanbul’umuzun dört bir yanından, gecekondu mahallelerinden gelenler.
Bu gün bizi bir araya getiren bir düşümüz var.
25 yıllık bir düş.
Bu, adına kardeşlik sofrası deyip, diz kırdığımız SOSYALİZM’dir.
Bu düş bize ait, biz yarattık ellerimizle ve biz özgürlüğün emekçileriyiz.
25 yıl boyunca bir yanımız hep tutsaklık oldu, ama bizler bunun bilinciyle hareket ettik.
Ve ezgilerimizi demir kapılar ardından sizlere ulaştırmaya devam ettik.
teşekkürler hayat” *
Öğrencileriydik kürsüleri zaptedilmiş üniversitelerin... Toyduk, acemisiydik sanatın ve hayatın. Sorularımız vardı ne çok... Ve bir insan yanımız ki, sorularımızın peşinden bıkmadan ve yılmadan gitmemizi sağlayan. Sokaklar işgal altında ve suskundu. Kırlar ıssızlaşmıştı. Sessizliğin ortasında kulaklar sağırlaştırılmış, direniş çığlıklarını da duyamaz haldeydi. Bizi insan kılan, insan yanımızı dipdiri tutan bu toprakların en yiğit kadınları ve erkekleri sorularımızın cevabını hayata bağışladılar.
“Başeğmeden” Yola Devam
Emperyalist gericiliğin önündeki “baraj” yıkıldıktan beri hayatın her alanında alabildiğine pervasızca, sınırsızca bir saldırı, hızını artırarak yıllardır sürdürülüyor. “Tarihin sonu”nu ilan etmekten, “ideolojilerin öldüğü” tezlerinden başlayıp ne kadar ilke, değer varsa “çıkar ve kar” denilen kapitalizmin biricik geçerli amacına kurban edildi, ediliyor. Dayatılan hayattan ne kadar memnuniyetsiz olunsa da, herhangi bir değişiklik olabileceğine dair umutlar söndürülmek isteniyor. İnsan yaşamının anlamı ve amacı üzerine insanlık tarihi boyunca yaratılan bütün birikim bir kalemde yok sayılıyor.
Bir Sanatçı Duyarlılığı: “Defol Amerika!”
“Defol Amerika”; Başeğmeden adlı yeni albümümüzdeki şarkılardan biriydi. Bu albüm için yola çıktığımızda; emperyalizmi, ABD’nin işgallerini, sömürüsünü, halkın öfkesini bir şekilde işlemeliyiz demiştik. “Abir’e Ağıt” adlı şarkımız ABD işgali sonucu Irak’ta yaşanan bir dramı anlatıyordu. Ama ağıt içinde öfke de yansıyordu bu şarkının dizelerinde. “Dediler ve Dedim ki” adlı şarkımızda ise yine Amerika’ya karşı taşlama şeklinde bir hitap vardı. Amerika’nın politikalarını teşhir eden, üslubu ise taşlama şeklinde olan bir şarkıydı bu.
Aydın ciddi olmalı. Söylediği sözü, savunduğu düşünceyi ciddiye almalı.
Aydın düşüncesi bilimin, aklın ve mantığın süzgecinden geçerek açığa çıkar. Gerçeğe ulaşmak, doğruyu bulup çıkarmak, yanlışı mahkum etmek için sorgular, sorgulatır, muhasebe yapar. Doğru düşünceye böyle ulaşır.
Düşünmek ciddi bir eylemdir. Bunun farkında olan ve gereklerini yerine getirenler ancak aydın misyonunu yüklenirler.
Ve bazen aydın olmak, şu veya bu nedenle içine düştüğü yanlış düşünceden kopma, yanlışı mahkum etme cesaretini gösterebilmek demektir. Ki bu da bir ciddiyet gerektirir.
Muharrem Cengiz İle Röportaj
Özgürlüğüne Kavuşan Grup Yorum Elemanı Muharrem Cengiz: “Grup Yorum gerçeği her zaman bu olmuştur.”
Yaklaşık bir yıl tutuklu kaldın, geçmiş olsun. Şimdi özgürlüğüne kavuştun. Özgürlük nasıl bir duygu, neler hissediyorsun?
Teşekkürler. Özgürlük elbette farklı bir duygu ve bu duyguyu anlatmak oldukça zor. Fakat önemli olan her ne koşulda olursa olsun insanın özgür düşünebilmesidir.
Tekirdağ F tipi hapishanesinde hayat nasıl geçiyordu?
Bu sözler, müziği Mehter Marşı’ndan alınan, sözleri direnişin içinde işçiler tarafından yazılan 'SEKA Marşı'na ait. Kendilerini ziyarete gelen herkesi bu marşla karşılıyorlar direnişin başından beri. SEKA işçileri ve ailelerinden oluşan yaklaşık bin kişi, fabrikayı işgal etmiş durumda. Bakanlar Kurulu’nun SEKA’yı kapatma kararı almasının hemen ardından "SEKA’yı Kapattırmayız" diyerek yerleşmişler fabrikaya. Üzerine basa basa vurguluyorlar "Bizim buradan ancak ölümüz çıkar" diye. Büyük bir öfke ve kararlılıkla kendi direnişini, direnişinin sloganlarını, şarkılarını üretiyor SEKA işçisi.
Bir Yanımız Yine Tutsak…
Hiç yabancısı değildik tutsaklığın ve tutsakların. İlk türkülerimizden biriydi "mahpushane çeşmesi, yandan akıyor". Sömürüye, zulme, adaletsizliğe ve onursuzluğa karşı, halkının özlemlerini gerçek kılmaya, ömrünü adayanların öğrencileriydik. Bilimin ve hayatın öğrencileriydik. Öğrendiklerimizi sazımızla, gitarımızla, davulumuzla, kavalımızla türkü türkü söylemeye çalıştık.