Pir Sultanlardan Yunuslara, Nazım Hikmetlerden Ahmed Ariflere, Ruhi Sulardan Mahzuni Şeriflere, Victor Jaralardan Mercedes Sosalara yüzyıllardır yankılanan bu ses hiç susmayacak...

ANASAYFA

10. Munzur Festivali Ve Alışılmadık Bir Sansür Hikayesi

1 Eylül, 2010
Bookmark and Share
10. Munzur Festivali Ve Alışılmadık Bir Sansür Hikayesi

Dersim’de gelenekselleşen festivallerin bu yıl 10.’su, “10. Munzur Kültür ve Doğa Festivali” adıyla yapıldı. Daha önceki senelerde, son anda belirlemekten ve bu nedenle kısmen anlaşılabilir program sorunları, bu sene daha büyük boyutta ve açıktan yaşandı. Elbette ki organizasyonda birçok kurumun yer alması, bu kurumlardan birçok önerinin gelmesi, onların değerlendirilip ortaklaşarak karar verilmesi ve sanatçılarla görüşme-netleştirme sürecini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Fakat bu seneki sorun, tek başına zaman sorunu değildi. Neden mi? Grup Yorum’un festival sürecinde yaşadıklarını -öncesiyle birlikte- okuduğunuzda sanırız bu daha net anlaşılacak ve asıl nedenler ortaya çıkacaktır.

Alışılmadık bir “sansür”ün öyküsü
Yıl 2009… Grup Yorum ve İdil Tiyatro Atölyesi’nin başına gelenler…

2009 yılında yine aynı günlerde düzenlenen 9. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde Grup Yorum, İdil Tiyatro Atölyesi ve çeşitli sanatçılar; engelci, yasakçı, sinsi, hesapçı, halktan yalıtmaya çalışılan bir politikayla karşılaştılar. Bu politikanın uygulayıcısı ise Dersim Belediyesi’nden başkası değildi.

Geçen sene festivalin 1. günü programda Emre Saltık, Diyar, Rojin, Sezen Aksu gibi sanatçılarla birlikte yer almış ve kasıtlı olarak programın en sonuna koyulmuştuk. Program ise başından itibaren, DTP(şimdiki BDP)’li milletvekillerinin ve Dersim Belediye Başkanı’nın konuşmalarıyla uzadıkça uzamıştı. Sahne önceliğini, kendi propagandasına hizmet eden sanatçılara vermişlerdi.

Ardından Sezen Aksu sarhoş haliyle Seyit Rıza posterinin altında Dersimlilere bir şeyler gevelemişti. Bütün bu gösteriler tamamlandığında gece 01.30’u bulmuştu ve beklemekten ve geç saat olmasından kaynaklı mağdur olmuş izleyiciler, konserin düzenlendiği stadyumdan ayrılmak durumunda kalmıştı. Biz de geçen sene festivalin ilk gününde yaşanan bu durumu sahneden protesto etmiş, politikacıların uzun konuşmalarını ve geç saatlere bırakılmamızı teşhir etmiştik. Hala bekleyen çok sayıda vefalı dinleyicilerimize olan saygımızdan dolayı, geç saat ve ulaşım sorununu da dikkate alarak iki şarkı seslendirebilmiştik.

Yine İdil Tiyatro Atölyesi, festivalin son günü Munzur kenarında kurulan sahnede tiyatro oyununun bütün hazırlıklarını bitirmiş ve tam sahne başlayacakken, belediyeden yetkili şahıs ses sisteminin fişini çekmiş, fiili olarak etkinliği engellemişti. Bunun nedeni sorulduğunda ise, “Haber geldi, buradaki ses düzeninin stada gitmesi lazım, böyle olması gerekiyor.” diyerek kendi koydukları programları dahi hiçe sayan bir tutum sergilemişlerdi. Bu tutum, devrimci bir tiyatro grubuna saygısızlıktı en başta ve belediye yetkilisi bunu çok açık bir dille, “Evet ben sizi burada sahneye çıkarmıyorum, gidin kime şikayet ederseniz edin.” şeklinde pervasızca ifade etmişti. İdil Tiyatro Atölyesi oyuncuları da bu tutum karşısında, ellerine aldıkları megafonlarla bu durumu teşhir etmişti. Bunun üzerine bekleyen insanların protestoları gerçekleşmişti.

Yıl 2010…
10. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’ndeyiz yeniden…

Bu kez Grup Yorum ve İdil Tiyatro Atölyesi sadece ilçelerde var, merkezde yok. Aynı zamanda merkezde açılması düşünülen Filiz Gencer resim sergisi de yine benzer mantıkla engellenmiş oluyor. Grup Yorum, Pertek ve Hozat programlarında var, İdil Tiyatro Atölyesi ise Ovacık ve Hozat’ta sahne alacaklar. Daha önce çeşitli kurumlar tarafından defalarca önerilen, çıkması ısrarla istenen, halkın da istediği Grup Yorum merkez programına alınmıyor. Son haftaya kadar merkezdeki programda çıkacağımızı düşünüyoruz. Meğer çok iyi niyetliymişiz. Meğer ne oyunlar oynanıyor, ne küçük çıkar hesapları yapılıyormuş. Geçen seneki politika bu sene daha da pervasızlaşarak açıktan uygulanıyormuş. Üstüne üstlük; “Grup Yorum, İnönü Stadı Konseri’nde Kürtçe söylemedi”, “Grup Yorum’un festivale tavrı var”, “Önerilen listelerde Grup Yorum yoktu” veya “Artık geç kalındı, yapacak bir şey yok” gibi çarpıtma söylentiler yayarak...

Burjuvaziye karşı yürüttüğümüz mücadelede karşılaştığımız engellerin aynısını burada görmekten utanç duyduğumuzu; başta Dersim Belediyesi olmak üzere, festivali düzenleyenlerden böyle bir tavır beklemediğimizi söylemek durumundayız. Burjuvaziyle aynı kefeye koymuyoruz elbette dostlarımızı. Yine devrimci sabırla yaklaşıyor ve devrimci davranışa zorluyoruz bütün yaptıklarımızla onları. Evet, neler yaptık bütün bunlar karşısında…

Festival 29 Temmuz’da başlıyordu, Yorum’dan iki kişi, bir gün öncesinden ayın 28’inde Dersim’e vardık. Bu durumun aslını öğrenmek, yapılan bu yasakçı uygulamanın nedenlerini sormak, soru işaretlerini gidermek için gidiyorduk Dersim’e. İlk önce oradaki muhatap olan arkadaşlarımızdan, ilk ağızdan dinledik o süreçte yaşananları... Aynı gün öğlen saatlerinde bütün sol temsilcilerinin –BDP dahil– ve kitle örgütlerinin temsilcilerinin, aynı zamanda festivali belediyeyle birlikte örgütleyen kurumların temsilcilerini davet ettiğimiz bir toplantı çağrısı yaptık. Bu toplantıya BDP, ESP ve EMEP katılmadı. BDP ilk başta katılacağını ifade ederken, sonra katılmayacağını bildirdi. EMEP katılacağını söylemişti. Fakat BDP’nin katılmayacağını öğrendikten sonra, nedenini anlayamadığımız bir şekilde işlerinin çıktığını ve katılamayacaklarını öğrendik son anda. ESP, katılacağını, toplantıya geleceğini söylemesine rağmen katılmadı. Onları son ana kadar bekledik. Dolayısıyla toplantıya; Halk Kültür Merkezleri (HKM), Partizan, DHF, DEDEF (Dersim Dernekleri Federasyonu), KESK temsilcileri katılmıştı. Yaptığımız toplantının sonucunda herkesin Yorum’un çıkmasını istediğini, hatta DEDEF’in Yorum’u önerdiğini, çıkması için kendi gruplarını programdan çıkardıklarını da öğrendik. Buna rağmen Yorum’un merkezdeki programda olmayışına ne kimse bir açıklama getirebildi, ne de çıkmaması yönünde bir fikir söyledi. Yani bütün oklar belediyeyi gösteriyordu, yani Belediye Başkanı Edibe Şahin’i...

Edibe Şahin’in numarasını istedik ve onu aramaya başladık. Ulaşamadık. Özel Kalem Müdürü Gürkan Kahraman’ı aradık. Edibe Şahin’in Nazımiye’de bir programda olduğunu öğrendik. Ondan, başkanla konuşmak istediğimizi kendisine iletmesini istedik. Böylece toplantıyı noktalarken, katılan temsilcilere, başkana ulaşıp görüşmeye çalışacağımızı sonra kendilerini bilgilendireceğimizi söyledik. Derken bize karşı uygulanacak olan iki günlük sıkı bürokrasi ve oyalama trafiği başladı. Amacımız, programda olmayışımızın, hemen hemen herkes tarafından istenmesine rağmen, tek belediye eliyle programa koyulmayışımızın geçerli nedenlerini yetkili bir ağızdan duymaktı. Bunu merak ediyorduk. Ne diyeceklerdi? Bir sorun mu vardı, söylentilerde geçtiği gibi mi düşünüyorlardı?. Bu tavırın altında yatan nedenler neydi? Varsa bir neden, bunu haklı olarak öğrenmek istiyorduk.

Edibe Şahin’e, özel kalem aracılığıyla ilettiğimiz talebe bir cevap gelmedi, akşam oldu. Edibe Şahin’in numarasını sürekli olarak aradık. En sonunda bir arkadaş çıktı telefona, başkanın programının ne zaman biteceğini bilmediğini söyledi. “Merkeze gelecek mi?” sorusuna da muğlak bir cevap verdi. Sonra BDP Dersim İl Başkanı Murat Polat’ı aradık. Kendilerinin herhangi bir bilgilerinin ve yetkilerinin olmadığını, festival programıyla belediyenin ilgilendiğini ve bu konuda tek yetkili olan başkanla görüşmemizi söyledi. “Başkanla görüşmeye çalışıyoruz ama görüştürülmüyoruz, görüşemiyoruz.” dedik. Bilmediğini söyledi. Tamam dedik. Tekrar Edibe Şahin’i aramaya başladık. En sonunda telefonu daha önce açan arkadaş tekrar açtı. Notumuzu ilettiniz mi dedik. Kendisi yoğun dedi. Nerede diye sorduk. Şu an toplantıda dedi. Telefonu kapattık ve Dersim’deki arkadaşlara anlattık. Toplantıdaysa merkeze gelmiştir, dediler. Toplantı nerededir dedik. Muhtemelen belediyededir dediler. Israrla sorularımızdan kaçılıyordu, muhatap bulamıyorduk. Ve bütün oklar Edibe Şahin’i gösteriyordu. Her şeyin belirleyicisi olarak o gösteriliyordu BDP’liler tarafından bizlere. İyi öyleyse deyip görüşmeyi zorlamaya devam ettik. Meşruluğumuzun bilinciyle, tarihimize olan saygımızla, sabırla, inatla, herhangi bir komplekse girmeden birkaç siyasetin temsilcileriyle birlikte belediye binasının önündeki duvarlara oturmaya koyulduk. Başkanın çıkmasını bekleyeceğiz hep birlikte. O bize gelmiyorsa, biz ona gideceğiz. Telefona çıkmıyorsa, yüzümüze desin diyeceğini. Ve HKM’li arkadaşın, başkan çıktı gidiyor demesiyle başkanın peşine düştük. Soluk soluğa takibin ardından Sanat Sokağı civarında nihayet yetiştik bir gün boyunca ulaşamadığımız Sayın Edibe Şahin’e. İçimizden geçiriyoruz: “Bu ülkenin başbakanına bile ulaşırız bu uğraşla, bu kadar çabayla hangi belediye başkanını zorlasan onunla konuşursun.” diyoruz.

- Merhaba Edibe Hanım ben Grup Yorum’dan .............., biraz konuşabilir miyiz?
Sonra diğer arkadaş sözü aldı:
- Merhaba Edibe Hanım ben de Grup Yorum’dan .............., sizinle konuşmak istiyoruz.
- Burada yol ortasında olmaz arkadaşlar, şimdi bunları tartışmayalım.
- Bir şey tartışmayacağız, sadece programla ilgili olarak gün boyu size ulaşmaya çalışıyoruz. Yetkili olarak sizinle görüşmemiz gerektiğini söylediler.
- Benim zamanım yok, acelem var. Her şey belirlenmiş. Program netleşmiş;

deyip gergin, sinirli bir şekilde hızla oradan uzaklaştı. Bizim ise cümlelerimiz yarım kaldı. Yol ortasında Edibe Şahin; Grup Yorum elemanlarını ve diğer solun temsilcilerini cevapsız bırakmıştı. Herhangi bir randevu da vermeden, bir açıklama da yapmadan, sadece geçiştirerek uzaklaşmıştı. İşte burada oyalanmaya çalıştıklarını düşündük. Geçiştirmek istediklerini düşündük. Verecekleri mantıklı bir gerekçenin olmadığını düşündük. Cevap verselerdi, bir neden söyleselerdi çünkü mahkum olacaklardı. Eğer aksini düşünen varsa, o zaman bir gün boyunca ve daha öncesinden haftalardır Dersim’deki kurumların, insanların, arkadaşlarımızın çabasının sonuç vermemesini nasıl açıklayabilir?

Artık akşam olmuştu, 19.00 civarıydı. Edibe Şahin’le yaşadığımız bu kısa ama “manidar” diyaloğun hemen akabinde dönüp belediyeye kim olursa olsun bir yetkili bulmaya gittik. BDP üstlenmiyor, karşımıza muhatap diye gösterilenler muhatap olmuyor. Öyleyse bu sorunu belediyeden herhangi biri aracılığıyla başkana veya birilerine iletelim dedik. Girdik belediye binasına. İçerdekilere dedik ki; “Bir hademe, temizlikçi dahi olsa görüşeceğiz, kendisine anlatacağız. Gidip en azından düşüncelerimizi Edibe Şahin’e anlatsın.” Özel Kalem Müdürü’nü bulduk. Belediye Başkan Yardımcısı’nın orada olduğunu öğrendik ondan. Meşguliyetinin bitmesini bekledikten sonra, başkan yardımcısı İbrahim Kasun’a, görüşmek istediğimizi ilettik. Ardından yaklaşık 40 dakikalık görüşme süresinde, bizimle herhangi bir problem yaşamadıklarını, programın o şekilde belirlendiğini, kendisinin yetkili olmadığını, Edibe Şahin’in bileceğini söyledi. Gün boyu duyduklarımızı tekrarlıyordu. Herkes ağız birliği etmişçesine aynı şeyleri söylüyordu. Bir örgütlenme düşünün ki; her şeyi sadece bir kişi yapabiliyor, her şeyi sadece o biliyor. Diğerlerinin hiçbir şeyden haberi yok. Böyle bir şey olabilir mi? Bunu soruyoruz İbrahim Kasun’a. Yapılanların tek başına Edibe Şahin’in başının altından çıktığını, bütün söylentileri her yere Edibe Şahin’in yaydığını, Grup Yorum’u herkesin, örgütlerin de istemesine rağmen bu iradeyi tek başına Edibe Şahin’in belirlediğini düşünmedik tabi. İlla ki bir takım nedenler vardı ve Edibe Şahin ve belediye başkan yardımcıları ve BDP il başkanı ve özel kalem müdürü ve Edibe Şahin’in telefonuna bakan kişiler aynı örgütlülüğün parçasıydı. Bir örgütlenme bir kararı birlikte alırdı ve diğer yetkililer de bu kararı bilecek düzeyde kişilerdi. Ama karşımızda bir oyalama, geçiştirme politikası vardı. Festival bir an önce başlasındı onlar için. Yoksa Grup Yorum’un bu çabası en sonunda onların bütün foyalarını ortaya çıkaracaktı. Belki de hiç istememelerine rağmen Grup Yorum, diğer kitle örgütlerinin çabasıyla programa alınacaktı. Ama hep muğlak davrandılar. Hep ertelediler, randevu vermediler, geçiştirdiler.

İbrahim Kasun’a, 25 yıllık Grup Yorum tarihini, Yorum’un Kürtçe ve Kürtler için ödediği bedeller verdiği mücadeleleri anlattık. Ve tarihimizi anlatan “Sıyrılıp Gelen Grup Yorum” adlı kitabı başkana iletmesi için verdik. Ardından; İnönü Stadı konseri repertuar defterini de kendisine teslim ettik. Söylediğimiz Kürtçe şarkıları işaretleyerek gösterdik. Bu şarkılara ilgiyle baktı, hangileriydi diye tekrar baktı. Herhangi bir tavrımızın olmadığını söyledik, festivale. Tavrımız olsaydı, diğer festival etkinliklerine de çıkmazdık keza. Sabırla anlattık. Bu arada İstanbul’daki arkadaşlar da BDP MYK’yla görüşmüşler. Onlar da Grup Yorum’la herhangi bir problemin olmadığını, Kürt illerine konserlere davet ettiklerini, bir tavırlarının olmadığını söylemişler. Ve Dersim’deki BDP’lilerle görüşeceklerini söylemişler.
Bu görüşme sırasında; BDP Dersim Milletvekili Şerafettin Halis’in de belediyede olduğunu öğrenince onunla görüşmek istedik. Yaklaşık bir saatlik süren bir görüşme de Şerafettin Halis’le yaptık. Grup Yorum programda olmalı dedi. Nedenini anlamadığını söyledi. Bir yerlerle telefon görüşmesi yaptı ve olumsuz olduğunu söyledi. Konuştuğumuz herkes gibi, Şerafettin Halis de hiçbir sorun olmadığını söyledi. Peki o zaman nedir bu yaşananlar? Tam bir komediye dönüşmeye başlıyor onların bu yaklaşımları, birbirlerine paslamaları. Edibe Şahin bilir dedi bize Halis. Peki dedik. O gün sona ermişti artık. Ne Edibe Şahin’le görüşecebilecektik, ne de BDP’lilerden bu yaptıklarının nedenini öğrenebilecektik. Ortada bir tavır vardı ama nedenini söylemeyecek kadar cesaretsiz ve hesapçılardı. Ertesi gün sol temsilcilerini, komiteyi tekrar toplantıya çağırdık. Bütün bu görüşme trafiğini aktardık. Bu kez toplantıda ESP ve EMEP de vardı. Herkes yine aynı şeyi tekrarlıyordu. “Yorum çıkmalı. Bu durum bir adaletsizlik. Yorum’un çıkıp çıkmaması bile tartışılamaz kadar açık. Bunu tartışmak bile zarar verir, Yorum’a, bize.” diyerek gidip Edibe Şahin’le görüşme kararı aldılar. Toplantıyı bitirdik. Bu arada kendimize bir program çıkardık. Pertek ve Hozat konserlerinin dışında, Mazgirt ve Ovacık’ta dinletiler verecektik. Son gün de Dersim Merkez’de Sanat Sokağı’nda bulunan stantlar bölgesinde ufak çaplı bir konser verecektik.

Ertesi gün oldu. Sol temsilcileri Edibe Şahin’den olumsuz cevapla döndüler. Bu yaşananların bütünü, aslında organizasyon komitesi diye bir şeyin olmadığını, tek yetkili ağzın BDP’li “Edibe Şahin” olduğunu gösteriyordu. Yani bütün sol hiçe sayılıyor, komite de yer alan o kadar örgütün gücü yok sayılıyordu. Fakat asıl ilginç olan, bu durumdan kimse rahatsızlık duymuyordu. Duysa da tavırsız, tepkisiz kalıyordu. İşte bu nokta önemliydi. Devrimci gelenekte böyle bir şey var mıydı? Devrimci bir gruba, örgütlü bir gruba adı söylenmeyen bir açık tavır var. Herhangi mantıklı bir gerekçe de ortaya konmuyor. Fakat devrimci yapılar bunun nedenini sorgulayıp, herhangi bir tavır sergilemekten aciz davranıyorlar. İşte böyle bir yerde bugün Yorum engellenir, yarın kendi grupları engellenir. Yine tepkisiz kalırlar.

Biz festival boyunca yapacağımız bütün etkinliklerin listesini çıkardık ve afiş şeklinde şehre dağıttık. Ve katıldığımız her etkinlikte belediyenin bu tavrını teşhir ettik. Halk da tepki gösterdi. “Dersim sizinle gurur duyuyor”, “Türküler Susmaz Halaylar Sürer” sloganlarıyla desteklerini bildirdiler her etkinlikte, konserde.

Şimdi her şeyden önce bu yaşananların, Yorum’a karşı sergilenen bu tutumların nedenleri düşünülmeli. Biz düşündük, hatta defalarca belediye yetkililerine sorduk ama bir cevap alamadık. Aslında nedenini son yıllarda uygulanan politikalarla birlikte Dersim halkı da anlamaya başlamıştı. Sadece Dersim halkı değil, çeşitli kitle örgütleri, sol çevreler, konuk olarak gelen sanatçılar; BDP’nin “tek ses”, “sadece benim dediğim geçerlidir” yaklaşımının farkına varmaya başlamışlardı. Çünkü bu yaşananlar ilk değildi. Daha önceki yıllarda da çeşitli defalar aynı mantığın ürünü yaklaşımlar sergilemişlerdi.

Bizi engellemelerinin sebebini söylemeseler de, nedenleri bizim nezdimizde ortadaydı. Ne “İnönü’de Kürtçe söyleyip söylememek”, ne “festivale alınmış bir tavır”, ne de başka yaydıkları söylentiler. Gerçek olan bir şey vardı, Yorum’un gücünü hazmedemiyorlardı. Ve biz devrimci düşünüyorduk, Marksist Leninist’tik. Kendi çarpık politikalarını bizim olduğumuz yerlerde açığa çıkarıyorduk. Eleştiriyorduk. “Benim dediğim olur” anlayışlarına bulunduğumuz her noktadan, var olduğumuz her noktadan darbeler vuruyorduk. Bir güçtük, İnönü’de 55 bindik. Bunu hazmedemiyorlardı. Bir önceki sene de, daha önceki bazı etkinliklerde de, bu seneki festivalde de bu sansürlerin, engellemelerin, nedenlerini bile açıklamaktan korktukları yaklaşımlarının asıl nedeni buralarda yatıyor.

Grup Yorum’u susturamadılar. Bir dönem devletin, emniyetin yapmaya çalıştığını şimdi bu anlayıştan görüyorduk. Festivalin en zor günlerinde festivali sahiplendik, yasaklandığı dönemlerde de bedelleri göze alarak, kendi imkanlarımızla gelip konserler yaptık. Bu engellemeler de, hiçbir anlayış da Yorum’un halkla, Dersim halkıyla buluşmasını engelleyemeyecektir. İsteseydik, orada alternatif büyük çaplı etkinlikler de yapabilirdik. Alternatif büyük bir konser de organize edebilirdik. Veya bize uyguladıkları politikalar karşısında daha açıktan, teşhir faaliyetine girip insanların tepkisini büyütebilirdik. Fakat amacımız hep bütün davranmak, bütünleştirici olmak, festivale zarar vermemek, festivali bu yanıyla burjuvaziye tartıştırmamaktı. Yani Dersim halkının bu anlamda da zarar görmesini istemedik. Biz türkülerimizle her zaman onlarla birlikteyiz. Dersim sokaklarında, sobalı, bacalı evlerinde, dağlarında gezer türkülerimiz. Dillerinde, yüreğinde gezer Dersimlinin, biliriz. Türkülerimiz kardeşliği anlatır bizim. Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkes hepsi vardır türkülerimizde. Dünyanın bir ucunda yaşayan en küçük nüfuslu ezilen halkın da türküleridir bizim türkülerimiz. Türkülerimiz yine umut vermeye, coşku katmaya devam edecek. Devrimin türkülerini söyleyecek Dersimliler de bizimle.

Grup Yorum

Yukarı