Pir Sultanlardan Yunuslara, Nazım Hikmetlerden Ahmed Ariflere, Ruhi Sulardan Mahzuni Şeriflere, Victor Jaralardan Mercedes Sosalara yüzyıllardır yankılanan bu ses hiç susmayacak...

ANASAYFA

“Başeğmeden” Yola Devam

5 Ocak, 2010
Bookmark and Share
“Başeğmeden” Yola Devam

Emperyalist gericiliğin önündeki “baraj” yıkıldıktan beri hayatın her alanında alabildiğine pervasızca, sınırsızca bir saldırı, hızını artırarak yıllardır sürdürülüyor. “Tarihin sonu”nu ilan etmekten, “ideolojilerin öldüğü” tezlerinden başlayıp ne kadar ilke, değer varsa “çıkar ve kar” denilen kapitalizmin biricik geçerli amacına kurban edildi, ediliyor. Dayatılan hayattan ne kadar memnuniyetsiz olunsa da, herhangi bir değişiklik olabileceğine dair umutlar söndürülmek isteniyor. İnsan yaşamının anlamı ve amacı üzerine insanlık tarihi boyunca yaratılan bütün birikim bir kalemde yok sayılıyor. Gündelik yaşamı ahlaki sınırları yıkılmış bedensel hazzın, hiçbir şey üretmeden yalnızca tüketmenin ve tükettikçe kendi insanlığını da tüketmenin belirlediği bir hayatın orta yerindeyiz.

Gecikiyor olduğumuzun farkındaydık. Eksiklerimizin de… Yaşadıklarımızı ve hayata dair söylemek istediklerimizi bir albümlük sınırlara sığdıramayacağımızı biliyorduk. Eksiklerimizi en açık ve dolaysız eleştirecek dostlarımız o kadar çok ki… Hayatın parçalayıcı, bireycileştirici akışına rağmen yüreklerinin kapıları Grup Yorum’a açılmaya gönüllü insanlarımız o kadar çok!.. Güvenle düşmeliydik artık yola ve sunmalıydık aklımızın, yeteneğimizin, bilgimizin yettiğince işlediğimiz şarkılarımızı.

Ancak birbirlerine ellerini uzatanların acıları azalabilir, kavgaları zaferle sonuçlanabilir. Her dönemde ve her düzeyde örgütlü olmaya, dayanışmaya ve birlikte mücadeleye çağıran şarkılarımız oldu. Bu süreçte çok daha temel önemde olan bu konuyu “Uzatın Ellerinizi” adlı şarkımızla işledik. Bütün kesimlerin, ama en çok da gençlik kesiminin dağınıklığı, mutsuzluğu ve umutsuzluğuna dikkat çekecek, onlara daha çok seslenecek bir düzenleme ile rock müziğin olanaklarından da yararlanmaya çalıştık.

1960’ların sonu, 70’lerle birlikte kurulu kapitalist-emperyalist sisteme karşı dünya çapında yükselen tepkinin ortak müzikal sesi olmuştu rock müzik. Ülkemizde de Anadolu-Pop, Anadolu-Rock adıyla sınırlı da olsa önemli çalışmalar ortaya konulabilmişti. Bu çalışmalar, “piyasa”nın batı özentisi olmaktan öte bir içeriği, bir dayanağı veya iddiası olmayan moda rüzgarlarının arasından sıyrılıp kendisini kabul ettirebilmişti. Son 20 yıldır ise hemen her türde olduğu gibi Rock müzikte de oldukça önemli bir gelişme kaydedildiğine tanık olduk.

Bizim için rock müziğin dünyada ve ülkemizdeki serüveni, çok eskiden beri sürekli izlediğimiz, olanakları ve olumsuz kullanılışları, kitle kültürü politikalarına alet edilen biçimleri ve tutarlı-sağlıklı biçimleri üzerine sık sık konuştuğumuz konudur. Artık elektrik gitarın ve akustik davulun en romantik şarkılardan en tepkisel biçimlere kadar her türlü kullanılışına hemen her kesimden insanın kulakları alıştı. Kendi kimliğini bulmuş tutarlı ürünler ile pop dünyasındaki yozlaşmaya alet edilen biçimler arasındaki farkı da seçebilir duruma geldiğini gözlemledik.

Daha önce de birçok şarkımızda denediğimiz elektrik gitar bu albümde öncekilere oranla daha fazla şarkıda farklı sesleriyle daha yoğun yer aldı. Bunun adı bizce hiçbir zaman “Rock müzik yapıyoruz” olmadı. Bu hem Rock müziğin tarihinin, yaratıcılarının ve ustalıkla sürdürenlerin bu alandaki haklarını teslim etmenin gereğidir, hem de Yorum müziğinin belli kalıplara sıkıştırılamaz niteliğinden dolayı yanlış olur. Olsa olsa Rock müziğin yukarıda anlattığımız gelişimi içinde ortaya çıkarılmış kimi anlatım olanaklarından da yararlanmak olarak ifade edilebilir.

Sevgili İdil’imiz bir oyunda “İnsanın yurdu bir kez daha kendinin olur toprağına, suyuna karıştıkça kanı…” diye sesleniyordu. Tarih boyunca zulmün eksik olmadığı bu topraklarda insanca yaşamı savunmak için dövüşen, bedel ödeyenlerdir gerçek vatan ve halk sevgisini temsil edenler. Bu konuda çarpıtmaların tozu dumanı arasında, tarih boyunca bu toprakların özgürlüğü uğruna dövüşmüş, can vermiş, bedel ödemiş olanları anarak, hala bunları sürdürmekte olan herkesin gönül rahatlığı ile haykıracağı bir şarkı yapmak istedik. “Biz Sevdik” adlı şarkımızı da Rock müziğin olanaklarından yararlanarak düzenledik.

Bir gösteriye katılmış küçük çocukların ellerine önce para sonra da cebinden çıkardığı bayrağı tutuşturup, bunu yere atarak üstünde tepinmelerini isteyen koyu renk takım elbiseli adamları tanıdık. Ardından bir merkezden emir almış gibi medyanın şovenizmi kışkırtan ağzı salyalı yayın bombardımanlarına tanık olduk. Ve kışkırtılmış cehaletin vahşetine, linç saldırılarına… Oysa zalimin zulmü altında ezilen, ana dilleri, inançları farklı, yaşamları ortak olan halklar aynı toprağa saban vurmuş, aynı sofrada ekmeği paylaşmış, yeri gelmiş ortak düşman bellediği zalime karşı aynı saflarda vuruşmuş, can vermiş. Tarihin ve bilimin bu gerçeği halkların kardeşliğine zarar verecek her türlü politikayı etkisiz kılabilecek kadar güçlüdür. Bu düşünceler devrimci ozanımız Enver Gökçe’nin şiirinde öyle sade, öyle güzel ve anlamlı dile getirilmişti ki yıllarca dilimizdeydi. “Anamız birdir, aynı memeden emmişiz dostlar, kankardeşiz, size kanım kaynıyor.”

Bu dizeler bütün gerici-faşist kışkırtmaların, buna zemin yaratmakta payı olan her türden milliyetçiliğin tozu dumanı karşısında dimdik duran, güçlü bir haykırıştır. Usta ozanımızı sevgiyle anarak bu dizeleri besteledik. Kardeşliği daha canlı, somut vurgulamak için aynı dizeleri Kürtçe olarak da seslendirdik. Ezgimizi coşkulu bir halaya açılan tarzda düzenlemeye çalıştık. “Halay çeker, türkü söyler gibi” omuz omuza mücadele coşkusunu yansıtmak istedik.

Her yerden yıkım ve yıkıma karşı direniş haberleri geliyor. Başıbüyük’ten, Sulukule’den, Beykoz’dan, Ayazma’dan... Ankara’dan, İzmir’den, Antalya’dan… Her şehirde belediyeler yasa yetkisini doymak bilmez sermaye sahiplerine yeni rant alanları açmak için kullanıyor. Sermayedarlar ellerini ovuşturarak inşa edecekleri yeni gökdelenlerin, finans merkezlerinin, ultra-lux dairelerin bulunduğu rezidansların, moda merkezlerinin, oto galerilerinin vs. planlarını hazırlatıyorlar. Emekçi, yoksul halkın dişiyle-tırnağıyla yapabildiği evlerini temelinden yok etmek için nasıl da hırsla, hileyle saldırıyorlar. Dayanışmanın, paylaşmanın, ortak değerlerle oluşturulan halk kültürünün son kaleleri olan mahalleleri yıkıyorlar…

Gökdelen ile gecekondu bu anlamda sınıf mücadelesinde tarafları temsil eden birer sembol olarak öne çıktılar. Ve bu iki sembol, kişilik kazandırılarak bu meseledeki tutumlarını yalansız dolansız ortaya koyabilirlerdi. Atışma geleneği, kabarelerden bildiğimiz müzikal-teatral biçimler ve tabi ki halkın gündelik yaşamında eksik olmayan, kavga öncesi taşlamalı-atışmalı tartışmalar… Hepsinin ve herkesin katkısından oluştu bu şarkımız. Yakalayıp gökdelene içinden geçeni söyletene kadar yakalarını bırakmadığımız gecekondulu analarımızın, işi gereği lüks sitelere, eğlence ve alışveriş merkezlerine sürekli uğrayanların ve daha birçok insanın sözlerine, düşüncelerine, önerilerine, bilgilerine başvuruldu. Okul ödevini ihmal edip “gökdeleni ve gecekonduluyu birbirleriyle atıştıran cümleleri yazma ödevi”ni zamanında yapan kardeşimizin çabası ve katkısı kolektif üretimimizde örnektir.

Gökdelen bütün açıklığıyla, pervasızlığıyla saldırısını meşru göstererek savunurken amaçlarını da açıklıkla söylemekten çekinmiyor. Tıpkı önceki yalanlarından vazgeçerek işgali ve amaçlarını açıkça söylemekten çekinmeyen Amerika gibi. Tıpkı onu örnek alan hükümet sözcüleri, işbirlikçi yöneticiler gibi… Ve gecekondu tarihsel haklılığını, emeğini, yaşam hakkını savunurken her türlü rüşvete, hileye karşı uyanık, onlardan merhamet isteyen değil tam tersine haklılığını bilen ve her türlü sıkıntıya, acıya rağmen hayat dolu olmanın neşesini, coşkusunu koruyarak direnme kararlılığına yansıtan bir hava içinde... Müzikal olarak gökdeleni de, gecekonduyu da kendilerini çevreleyen kültüre uygun melodiler, enstrumanlar ve düzenleme ile ifade etmeye çalıştık… Kayıtlar sırasındaki yaratıcı canlandırmalar, üretimdeki coşkumuzun da bir ifadesiydi.

“Sen Olacağız”da, kararlılık ve coşku yanında hüznü de içerebilecek bir marş formu aradık. Ve yazılan, anlatılan, yaşananların en özlü ifadesi olarak “Sen Olacağız” sözleri farklı ortamlardan birçok insandan ortak öneri olarak geldi. Bu duygu ve düşünce birliğine coşkuyla katıldık. Gitarlar ve vokal dışında bir enstruman koymadan sadeliğin, yalınlığın konu ve duygusu ile bütünleştiğine inandık. Ve daha anlatılması gereken ve anlatılacak olan sonsuz bir deryada yalnızca bir katre olsun diye koyduk albümümüze. İddiamız O’nu anlatmak değil, ona dair duygularımızı dile getirmektir.

Amerikan bombardıman uçaklarının Bağdat semalarında halkın üzerine yağdırdığı yüzlerce ton bombanın, havaya uçurulan tesislerin, yıkılan hastanelerin, saçılan cesetlerin canlı tanığıydık. Canlı kalkan olarak Irak’a gönderdiğimiz Grup Yorumcu arkadaşımızın gözleriyle hepimiz gördük, yaşadık olanları. Ve birçok marş ve şarkı ile işgali ve direnişi anlattık. Ama işgalcinin kirli bir yüzü daha var bütün insan duygularını isyan ettiren… Abir’in yaşadıklarını dünya duyabildi. Ona tecavüz edip katleden ve cesedini yakan, ailesini tarayarak öldüren işgalci, göstermelik mahkeme ile askerlere ceza vererek olayı savuşturdu. Ama Irak halkının yüreğinde ve bilincinde unutulmayacak biçimde kazındı işgalcinin niteliği. Dünya halklarının ve tabi ki bizim halkımızın da unutmaması gereken bu gerçekliği “Abir’e Ağıt”la bir kez daha vurgulamak istedik. Oraları duyumsatacak enstrumanlar ve düzenleme düşündük.

“Dediler ve Dedim ki”, kitaplar yutmuş çokbilenlerin emperyalizmden demokrasi beklentileriyle uzlaşmayı vazettiği ortamda, bir delikanlının bilginin ötesinde hisleriyle dahi emperyalizmi doğru algıladığının ifadesi oldu. Taşlama-hiciv türü içinde gündelik yaşamda sıkça kullanılan kimi argo sayılabilecek ifadelere çokça yer verilir. Bu sınırlar içinde delikanlıya da biraz tolerans tanıdık. Sınırını aşmadan, yerinde ve oturaklı olmasına özen göstererek… Bu şarkımız İdil Kültür Merkezi’nin “Ortak Düşman Amerika” kampanyası çerçevesinde düzenlediği Anadolu turnesi sırasındaki konserlerimizde çalınan ve oldukça sevilen bir şarkımızdı.

“Amerikan İmparatorluğu” halen ve en pervasız biçimde saldırganlığını sürdürürken herkesin ağız dolusu haykıracağı bir marş da üretmiştik. Mahzuni Şerif’in “Amerika katil katil” türküsüne bir de Grup Yorum tarzıyla “Defol Amerika”yı eklemek aynı zamanda bir sorumluluktu. Bu şarkıyı aynı duyguyu paylaşan sanatçı dostlarımızla birlikte okumayı düşünüp çağrımızı yaptığımızda heyecanla, coşkuyla karşılandı. Ve ülkemizde pek de örneği olmayan bir birlikteliği, güçlü bir anti-emperyalist koroyu oluşturduk. Katılanların hepsinin ortak özlemi olan bu tür birlikteliklere sadece bir başlangıç olması dileğiyle albümümüzdeki yerini aldı.

Kaybedilen bütün güzellikleri temsil eden bir soyutlamadır “Sor Beni”. Ve bütün güzelliklerin kaynağı olan, hayatın içinde her yerde ve her koşulda haksızlığa, zulme karşı direnme kararlılığını, geleceğe dair umudu simgeler aynı zamanda. Bu şarkımızı bestelerken ezgi ile söylediğimiz sözler dışında “Kimlere sormalı?” deyip sıralamaya başladık. Gördük ki temel bir ritm ve armoni üzerinde daha söylemek istediğimiz ne varsa söylemeye olanak var. Anadolu’da halk dilinde tekerlemelerden Karadeniz’in çok hızlı ritmik manilerine birçok örneği olan bu biçim; batıda Newyork’un arka mahallelerinde ikinci sınıf görülmeye, itilmişliğe, merkezin olanaklarından mahrum bırakılmaya tepkinin ifadesi olarak başlayan ve hızla yayılan Rap ya da Hip Hop müziğinin de temelini oluşturuyor. Pop dünyasının iplerini ellerinde tutanlarca ve giyimi kuşamı, tüketilen markaları, hatta davranış biçimlerine dek bir endüstri haline getirilen Hip Hop yoz biçimleriyle, salt cinsellik ve bedensel hazları ele alan, uyuşturucu kullanımını meşrulaştıran içerikte sunulmasıyla hassas olunması gereken bir kült. Öte yandan bu müzik türü içinde sistemin dokunulmazlarını en ağır biçimde eleştiren, ciddi politik mesajlar veren azımsanmayacak sayıda ve etkide olanlar var. Giderek ülkemizde de çoğalan ve kendi alanında azımsanmayacak bir izleyici kitlesine hitap edebilen gruplarla Türkçe Hip Hop da oldukça yayılıyor. Bütün bu türleri ve gelişimlerini dikkatle izliyoruz elbette. Ama Rock müzikle ilgili olduğu gibi Hip Hop’la ilgili olarak da “Biz Hip Hop yaptık” gibi bir cümle doğru olmaz. Tabi ki öne çıkması gereken Grup Yorum’un ne söylediğidir. “Kimlere sor?” sorusuna cevap olarak söylemek istediklerimizi etkili bir şekilde söyleyebilme olanağını değerlendirmek istedik şarkımızın bir bölümünde.

İlerici kültürümüzün yapıtaşlarından Aziz Nesin daha çok mizahi öyküleriyle tanınır. Onun şair yanı öne çıkmaz. Sivas Katliamı’nda hedef tahtasına konulup katledilmekten son anda kurtulan Aziz Nesin, varlığını ve ömrünü çocuklara adamıştı. Onun çocuklara dair duyguları ve düşleri hapishanelerde tecrite karşı direnen ölüm orucu direnişçilerinin mektuplarında dile getirdikleri duygularla aynıydı. “Çocuklarımıza”yı bir ninni gibi düşündük, öyle düzenledik ve okuduk. Demo halinde iken çocuklarımıza dinlettiğimizde nasıl sevinçle hemen öğrenip söylemeye başladıklarını görünce şarkımızı annelerin de seveceğine inandık.

Direnişten yanayız. Ama sadece taraftarı değil bizzat direnişçiyiz de. Bir arkadaşımızın bizzat içinde yer aldığı tecrite karşı ölüm orucu direnişinde gün gün yaşanarak üretildi “Güle Sevdalı”. Tekirdağ F-Tipi Hapishanesi hücrelerinde bir direnişçidir İbrahim Erler. Orduludur ve Çingene’dir. Küçük Armutlu ise dışarıdaki direnenlerin yuvasıdır, mahallesidir. Kuşatılınca mahalle, katliam kokusu yayılınca her yere İbrahim hücresinde ateşler bedenini, operasyonu durdurmak için. Onun can ortakları, aynı ekipte olan yoldaşları dize dize yazarlar bu sözleri. Toplarla birbirlerine ulaştırarak, ekleyip çıkararak… Sonra Grup Yorum elemanı direnişçi arkadaşımız mırıldana mırıldana besteler. Sevgili Nail Çavuş’a havalandırmada volta atarken yanıbaşında söylenerek, Sevgili Berkan Abatay’a hastaneye sevk edildiklerinde karşı odadan seslenilerek dinletilir, onayları alınır… Gaziler, analar, babalar da dinleyip sevdiler. Tekirdağ’ın Trakya’nın en belirgin ritmi Çingene müziğinin ritmidir aynı zamanda. Klarnetsiz olmazdı. Ve yetenek bir yana samimiyetle okunmalıydı.

Bir de dışarıda direnişin ardından, ama asla dışından değil, ömürlerini feda eden 122 kahramana dair duygulara ses verdiğimiz “Sevdanıza And Olsun” şarkımıza yer verdik. Ve onların “yar elinden tutar gibi” gidişlerini, kalıpları kıran bir haykırışla anlatmak istedik. Dile dolanıveren bir ezgi ile sunduk. Ne desek yetmeyecek bir tarihtir. Bizi biz yapan bir destan… Sanatın her olanağı ile bu destan anlatılmalı, anlatılacak…

Fırat kıyısında söğüt ağaçları altında oturmuşlardı belki. Sabrın ve sevdanın sınandığı dar vakitlerde vefanın, bağlılığın, fedakarlığın önemi üzerine bir türkü besteledik. Türkü formunda bestemiz yıllarca dolandı durdu dilimizde. Kendisini ifade eden sözlerle buluştuğunda asıl kimliğini buldu. Bu toprakların müziği daha çok araştırılmalı, daha zengin değerlendirilmeli. Bu konuda da yapılacak daha çok şey var.

Tertemiz lekesiz bir hayatın, “yeni insan”ın sembolü olmuş muzaffer komutan Ernesto Che Guevara, resimlerinin basıldığı ürünlere ticari malzeme yapılarak, “romantik devrimci”, “maceracı” denilerek etkisizleştirilmeye çalışılıyor. Onu en güzel anlatan şarkılardan biri olan Kübalı besteci Carlos Puebla’nın Hasta Siempre adlı şarkısı da onun temsil ettiği değerlerle hiç ilgisi olmayanlarca çok çalınıp okundu. Grup Yorum olarak Venceremos’u, Ciao Bella’yı Türkiye’de bizden dinledi insanlarımız. Bu şarkıyı da dinlemeyi çok talep ettiler. Konserlerimizde hep birlikte coşkuyla “Comandante Che Guevara” diye haykırdık. Bağlama ezgileri ve perküsyonlarla her yerde kolayca çalınıp söylenebilecek sade bir tarzda düzenledik.

Ve “Başeğmeden” şarkısı albüme adını vermeyi uygun bulduğumuz, içeriği ile tarihimizi ve en zorlu süreçlerde eğilip bükülmeden geleceğe yürüyebilen gücün kaynağını, aşkla bağlanmanın coşkusunu dile getiren bir bestemiz.

Bu “yalana ve talana dayalı hayat”ın ortasında geleceğe dair beklentileri yıkılmış, kendine, en yakınındakine ve elbette topluma karşı herhangi bir sorumluluk duygusu kalmamış ne kadar çok insanla karşılaşıyoruz. “Neden?” sorusunun anlamını dahi unutmuş ve cevap arama gereği dahi duymayan hayatlar… Ve bu hayatların birer nesneye döndürülmüş özneleri…

Ancak hayata, insana ve tarihe inancını ve güvenini koruyanlar direnebilir. Hayatın yasalarının insandan, emekten, bizden yana olduğunu bilenler ağır bedelleri ödemeyi göze alabilir. Ağır bedeller ödemeyi göze alarak direnenler var. Direniş çok boyutlu ve çok şiddetli çarpışmalarla sürüyor.

Ve başka yolu yok; ya bu yalan ve talan hayata teslim olup yok olacaksın, ya da bütün varlığınla direnişe katılacaksın…

Biz Grup Yorum olarak tereddütsüz direnmenin saflarındayız ve bu saflardan bütün sevenlerimize, ulaşabildiğimiz herkese… Herkesin yüreğinde kalan insan onurunu temsil eden yanına sesleniyoruz.

Hiçbir kalıba hapsedilemez oluşumuzun, yeniliklere açıklığımızın ve denemekten çekinmeyişimizin asıl dayanağı 24 yıllık müzikal tarihimizde yarattıklarımızdır. Ürettiğimiz her şarkıda her kesimden insanımızın da dolaylı-dolaysız katkıları var.

Ve bizi acımasızca eleştirmenin, sahiplenmenin gereği olduğunu bilen dostlarımız var. Bu güvenle “Başeğmeden” yola devam…

Ocak 2009

Yukarı