Pir Sultanlardan Yunuslara, Nazım Hikmetlerden Ahmed Ariflere, Ruhi Sulardan Mahzuni Şeriflere, Victor Jaralardan Mercedes Sosalara yüzyıllardır yankılanan bu ses hiç susmayacak...

25. yaşımızı kutluyoruz. Acısıyla tatlısıyla, derdi çilesi ve özverisiyle ama daha da önemlisi her yanımızı, her anımızı sarıp sarmalayan büyük sevgi bağıyla geçen 25 yıl. Neler neler yaşandı bu 25 yılda. Ta ilk günden söz vermiştik. Uzun ve zorlu bir yola giriyorduk. Adaletsizliğin her türlüsünün kol gezdiği bir ülkede yaşıyorduk. Ve bunlara kayıtsız kalamazdık. Halkın sanatını yapacaktık. Doğruları dile getirecektik. Sanatımız aynı zamanda bir aydınlanmaya hizmet edecekti. Ve bunun için birçok şeyi göze almak gerekiyordu. Bunun bizden önce de sayısız örneği vardı.
Çıktığımız bu yolu daha önce Nazım Hikmet adımlamıştı. Ve ondan biliyorduk neler olabileceğini. Kaleminin gücü burjuvazinin kalbine bir ok gibi saplanıyordu her mısrasında. Yoksulların intikamını alıyordu haramilerden. Büyük bir coşku, büyük bir inanç ve umut taşıyordu şiirleri yurdun dört bir yanına. Bu nedenle onca yıl hapishanede yattı. Sonunda ülke dışına çıkmak zorunda kaldı. Çok sevdiği ülkesinden uzakta yaşamak ve ölene kadar da görememekti onun ödediği bedel.
Ruhi Su’dan biliyorduk başımıza nelerin gelebileceğini. O gür sesini bağlamasının vatansever tınısıyla birleştirmiş, sosyalizm mücadelesinin hizmetine adamıştı. Asla biat etmedi düzenin sahiplerine. Ve bu nedenle hastalandığında bile yurtdışına çıkışına izin verilmedi. Tedavi olamadan yaşamını yitirmekti onun da bu tercihinin bedeli.
Bereketli topraklarda yaşıyorduk. Nice değerli ozanın, aydının yetiştiği, nice geleneklerin yaratıldığı bu topraklarda hangi yoldan nasıl yürüyeceğimiz de bir sır değildi. Pir Sultanların sazını almıştık elimize. “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” sözünü düstur edinmiştik. İşte o sazı elimize ilk aldığımız 1985 yılından bu yana hiç düşürmemenin gururuyla kutlayacaktık 25. yılımızı.
Bu süre içinde bizi susturmak için yapılan tüm gayretleri dinleyicilerimizle kenetlenerek alt edebilmeyi başardık. Hapislikleri, sürgünlükleri alnımızın ak cefası saydık. Konser yasaklamalarına, sansüre, albüm toplatmalarına takılmadan, dilimizi ve yolumuzu değiştirmeden, ısrarla doğru bildiğimiz yoldan yürüdük. Haklı olduğumuza olan kesin inancımızdı bizi yönlendiren.
Müziğimizin içeriğini korumaya çalışmak kadar, sanatımızın sorunlarıyla da ilgilendik. Şarkılarımızı yazarken, bestelerken, düzenlerken büyük bir kolektivizm işlettik. Müziğimiz sözümüzü en etkili kılacak biçimlere sahip olmalıydı. Uzun zorlu çalışmalar, tartışmalar ve araştırmalarla, titiz hazırlıklarla oluşturduk şarkılarımızı. “Şarkılarımız bizden önce çıkmalıydı sokaklara. Ve bizden önce boyanmalıydı şarkılarımızın yüzü kana”... 25 yılda yayınladığımız 20 albümdeki tüm şarkılarımız bu düşüncenin ürünü olarak şekillendi.
Neler neler sığdırmıştık 25 yıla. Zonguldak’ta maden işçilerinin, Kocaeli’de SEKA işçilerinin, Ankarada TEKEL işçilerinin yanında olmuştuk. Memur eylemlerinin, öğrenci forumlarının onlarcasında bizzat yer alarak şarkılar söylemiştik. Bizim gidemediğimiz yüzlerce eyleme ise şarkılarımız ulaşmıştı. Gün gelmiş Irak’ta Amerikan bombalarına karşı canlı kalkan olmuş; gün gelmiş İsrail zulmüne karşı Filistinlilerle dayanışma içinde olmuştuk. Gün gelmiş F tiplerindeki tecrit politikasına karşı eylemlerin örgütleyicisi olmuş, gün gelmiş yıkımlara karşı gecekondu halkının mücadelesinin içinde yer almıştık.
İşte bu 25 yıllık tarihi kutlayacaktık şimdi. Bu tarih içinde şu veya bu şekilde yer almış binlerce insanla birlikte kutlayacaktık elbetteki 25. Yılımızı. Konserimiz öyle bir yerde olmalıydı ki, bu büyük kutlamaya gelmek isteyen herkesi alabilmeliydi.
Konserimizi yapabileceğimiz yerleri araştırırken, bir stadyumun bahsettiğimiz çapta bir konseri organize edebilmek için en uygun yer olacağını düşündük. Ve bu stadyumu da İstanbul’un tam orta yerinden, kapasite olarak da bir hayli büyük olanlarından birini seçerken asla bir tereddüt yaşamadık. Acaba burayı doldurur muyuz gibi bir kaygıya kapılmadık.
Onlarca yıl Yorum şarkıları dinlemiş, hayatının bir yerlerinde Yorum konserlerine gitmiş ya da gitmeye devam eden, sol yanındaki cevahiri karartmamış, hala kalbi sosyalizm sevgisi ile dolu olan ve bu sevgi ile çarpan on binlerce kişi olduğunu biliyorduk. Yalnız değildik. Ve yalnız olmadığımızı, sanılandan çok daha kalabalık olduğumuzu gösterebilirdik. Gerçek sayımız o kadar çoktu ki stadyumlara sığmazdık. Böyle bir potansiyel içinden belli bir kesimi 25. Yıl gibi özel bir konserin ortaya çıkarabileceğini düşünüyorduk. Bu hem bir konser, hem bir meydan okuma, hem bir umut tazeleme olacaktı. Bu hem bir konser, hem bir eylem olacaktı.
Böyle büyük konserlerin maliyetlerinin de oldukça yüksek olduğunu herkes tahmin edebilir. Ve bu nedenle bu denli büyük konserler büyük sponsor firmaların desteğini almadan yapılamaz; en azından bunun bugüne kadar bir örneği görülmedi. Bizim bu denli bir sponsor desteğimizin olmayışı, bu denli bir mali gücün arkamızda olmayışı bizi korkutmadı. Çünkü hiçbir sponsor şirketle, hiçbir organizasyon firmasıyla oluşturulamayacak devasa bir güce sahiptik. Örgütlü bir halkın, koskoca bir ailenin içinden Anadolu ve dünya halklarının şarkılarını okuyorduk... Belki öyle büyük finansal olanaklarımız yoktu. Ama tek amacı bu konserin dolu dolu ve coşku içinde geçmesi olan yüzlerce insan sokak sokak, mahalle mahalle, ev ev dolaşmaya hazırdı. İstanbul’un onlarca ilçesinde ve mahallesinde, Anadolu’nun birçok şehrinde afişler asan, el ilanları dağıtan, kapı kapı dolaşıp bilet satan, tanıtım masaları kuran dinleyicilerimiz vardı... Yorum’un müzikal çizgisinin bedelleri kadar avantajları da vardı. Dinleyicilerimizle kurduğumuz çıkara dayalı olmayan ve büyük bir sevgi bağıyla örülü ilişki, her türlü bedeli ödemeyi göze aldıracak kadar güzeldir. Tarifi imkansızdır.
Kurulan bu imece sadece tanıtımla sınırlı olmadı elbette. Konserin afiş tasarımından dans koreografisine, şarkılara eşlik edecek videoların hazırlanmasından görüntüleme sistemine kadar birçok noktada onlarca insan yine hiçbir karşılık beklemeden, geceli gündüzlü çalışarak her şeyin kusursuz olması için büyük çaba harcadı.
Konserin Yorum’u var eden tüm değerleri eksiksiz yansıtabilmesi için aylarca süren bir çalışma yürüttük. Konserde sahnenin nasıl olacağı, kaç kişiden oluşan bir orkestra kurulacağı, bunun için kimlerle çalışılacağı, repertuar, konuklar, videolar, danslar, kısacası her aşaması 25 yıl görkemine denk düşmeliydi. Bu düşüncelerle yapıyorduk hazırlıklarımızı.
Konser günü yaklaştıkça heyecanımız büyüyordu. Stadyumu dolmuş şekliyle hayal etmeye çalışıyorduk. Ve bu bizi daha da heyecanlandırıyor, yeniden yapılması gereken işlere yönlendiriyordu. Hiçbir şeyin asla aksamaması gerekiyordu. 12 haziran’ da bir ilk yaşanacaktı. Sadece Yorum tarihi açısından değil, Devrimci müzik tarihi açısından da önemli bir konser olacaktı.Bir çok ilk yaşanacaktı. Bu nedenle omuzlarımızdaki yük de büyüktü.
Bir yandan orkestra notaları yazılıyor, bir yandan ses sistemi ile ilgili çalışmalar yapılıyor, reji, ışık düzeni için toplantılar yapılıyor, Yorum’un kendi provaları devam ediyor, koroyla çalışmalar yapılıyor, bilet dağıtımı yapılıyor, afiş dağıtımı yapılıyor, videolar hazırlanıyor, basın görüşmeleri yapılıyor, röportajlara gidiliyordu. Onlarca iş, iç içe yürüyordu. Bu tempo içinde günler günleri kovaladı. Ve sonunda 12 Haziran gelip çattı.
12 Haziran sabahında kısmen rahatlamıştık. Çünkü 11 Haziran Cuma gecesi hazırlıklar neredeyse tamamlanmıştı. Tüm provalar yapılmış, tüm orkestrayla genel bir prova stadyumdaki ses düzeniyle sahnede yapılmıştı. Biz konsere hazırdık. Geriye stadyumun dolması kalıyordu. Konser saati yaklaştıkça stadyum çevresindeki hareketlilik de arttı. Tam saatinde başlatılması düşünülen konser, başlama saati geldiğinde dışarıdakilerin sayısının içeridekilerden fazla olması nedeniyle 40 dakika gecikmeli olarak başlayabildi.
Konsere başlamak üzere sahneye çıktığımızda gördüğümüz manzara, ömrümüzün sonuna kadar unutamayacağımız güzellikteydi. Saatler ilerledikçe, hava karardıkça seyircinin oluşturduğu görkem öyle büyüleyici bir hal aldı ki, sahnedeki hiç kimse bu büyüye, bu muhteşem güzelliğe, bu coşku seline kaptırmaktan kendini alamadı.
Konser genel hatlarıyla tasarladığımız gibi geçiyor, büyük aksilik ve aksamalar yaşamadan ilerliyorduk. Konuklarımız ardı ardına sahneye geliyordu. Danslar, korolar, video kurgular, konuşmalar genel akış içinde belirlediğimiz şekillerde yerini alıyordu. Ancak konserin 2. bölümünün ilk şarkısı “Düşenlere” şarkısına eşlik edilmesi için dağıttığımız maytaplar yakıldığında stadyumda oluşan görüntü, belki de konserin en muhteşem anı oldu. Yürüdüğümüz zorlu yolda yolumuzu aydınlatan, bize kılavuzluk eden kahraman şehitlerimizi simgelemesi için yakılan maytaplar bir ışık seli yaratmıştı. On binlerce ateşböceği stadyuma doluşmuştu adeta. Ya da bir yıldız sağanağı altındaydık. Ne dersek diyelim eksik kalacak. Bu anı tarif etmek, isimlendirmek imkansız.
Dört saate yakın süren konserde olabildiğince çok şarkı söylemeye çalıştık. Ama yine de söylemek isteyip de söyleyemediğimiz birçok şarkı oldu.
12 Haziran akşamı İnönü Stadyumu’nda 55 bin dinleyicimizle birlikte bir tarih yazdık. Stadyumun her santimetrekaresi bu tarihin yazılmasına ortak oldu. Sahnesinden trübünlerine her yanı coşku dolu, sosyalizm inancıyla dolu, umutları yeniden ve yeniden yeşerten, asla yalnız olmadığımızı gösteren bir gece oldu.
Bu gecenin yaratılması için aylar öncesinden, haftalar öncesinden başlayarak ter döken, konserin sorunsuz geçmesi için konser günü büyük bir disiplinle görev yapan tüm görevlilerimize, binlerce kişilik insan selini yaratan, stadyum konseri kararında ne kadar haklı olduğumuzu gösteren büyük ailemize, tüm dinleyicilerimize, sahnede bizimle birlikte yaralan tüm müzisyen dostlarımıza, sahne arkasında, yanında, önünde çalışan tüm teknik ekibe yeniden ve yeniden, binlerce kez teşekkürler...o
“bizim şarkılarımız, sizin şarkılarınızdır...”
ali primera
Ali Primera, ülkemize hoşgeldin. Dün gece Yorum’la birlikte tarihi bir geceyi paylaştın. Neler hissettin bizimle paylaşır mısın?
Benim için büyük bir onurdu. Grup Yorum’la kucaklaşarak böyle bir ortamda bulunmak benim için çok büyük bir onur. Yorum’la birlikte bu ülkenin halklarını da kucaklamış oldum. Konser’de Grup Yorum’un bu halkın içinden gelen bir büyük güç, bir kahraman olduğunu gördüm. Büyük bir saygıyla bu yaratılan kültürü selamlıyorum. Ben Grup Yorum’u tavsiyelerle ve internet aracılığıyla tanıyordum. Bir aktör de bana Yorum’dan bahsetmişti. Yorlando bir komünisttir. Benimle konuştu. Bu yüzden o bana bilgileri verdikten sonra hiç tereddütsüz Yorum’la birlikte böyle bir ortamı paylaşmak için geldim. Benim aslım ve müzik tarzım folklorik müzik tarzıdır. Bunun için kendi halkımın değerlerini taşıyorum. Kapitalizme karşı müzik yapıyorum. Kızılderililer, balıkçılar, tarım işçileri emekçiler öğretti bana türkü söylemesini. Kolektif müzik yapan bir anlayıştan yanayım. Benim şarkılarım silah kullanılmasına karşı ama başka çare olmadığı için silaha sarılanlara da saygı duyan şarkılar.
Çünkü başka alternatifimiz yok bizim.
1973’te Victor Jara Santiago Stadyumu’nda işkence altında öldürülene kadar şarkılarını söyledi beş bin kişiye. Dün gece yine bir stadyumdaydık ve 37 yıl sonra 55 bin kişi Yorum şarkıları söyledik. Yorum’un müziği bir yanıyla Latin Amerika damarından beslenir. Victor Jara’lardan, Violetta Parra’lardan... Biraz Victor Jara’ dan bahsedelim mi?
Babam Ali Primera Victor Jara’nın yaptığı müziğin devamını yapıyordu. Rodrigez, Kuba, Leongeko, Arhentina, Pasaras hepsi aynı düşüncelerle müzik yapıyordu. Ben de onlardan bu mirası devraldım. Yeni kuşağa bu mirası bıraktı. Kapitalizm öldürüyor. Halkların hayallerini, geleceklerini öldürüyor. Yasaklamalar, sürekli bizi geride tutmaya çalışırken şarkılarımızla yasaklara karşı geliyoruz. Bu, tarihin bir referansıdır. Onlar direnişin müziğini yaptılar. Bugün bu şarkılar herkese öncülük ediyor. Umudun ve hayatın şarkılarıdır bunlar. Grup Yorum ise hala direniyor.
Günümüzde Yorum Victor Jara’yı temsil ediyor. Çünkü dünyada çok büyük değişiklikler olmadı. Çünkü Victor Jara hala Şili’ de yasaktır. İktidar hala korkuyor ondan. Sadece tarihte ve müzede yaşıyor Victor Jara. Hayatın içinde onu yaşatmıyorlar. Bugün Şili’de sağ parti iktidarda. Ama Venezuella’ da yeni bir cephe açıldı. Bundan dolayı devrimci cepheden dolayı şarkılarımızı tekrar söylüyoruz. Birlikte söylüyoruz çünkü ideallerimiz aynıdır. Bu yüzden bizim şarkılarımız sizin şarkılarınızdır.
Venezüella'da pasif bir devrim oldu, seçimler aracılığıyla iktidara gelindi. Bu bir deneyimdir. Bu yüzden Venezüella'da gerçek bir devrim olamayacağına inananlar var. Özellikle de, sosyalist bloğun, Rusya’dan dersini alan komünistler ve sosyalistler böyle düşünüyorlar. Benim görüşüme göre, devrimin amacı tüm dünyada aynıdır: Hakları yükseltmek. Tek, düz bir çizgi halinde yürümektir. Böyle olmazsa, bu bir devrim değildir. Bu yüzden bizler sosyalist idealleri ve Marksizm-Leninizmi, Bolivarcı Devrimin temeli olarak aldık.
Venezüella’daki sanatçılardan müzikten bahsedebilir misin bize? Devrimci müziğin önü açılmış durumda mı Latin Amerika’da?
Venezüella’da devrimci halk müziğinin önü açık. Halen yeni şarkılar, türküler yaratılıyor. Çünkü halkın gerçeklerini söylüyor. Devletin yarattığı değil, halkın yarattığı müzikler yapılıyor. Halkın yarattıklarının önü açıktır. Latin Amerika’da eski sanatçılar Victor Jara’nın, Mercedes Sosa’nın albümleri hala çok satıyor. Yeni sanatçılara çok paralar ödeniyor. Onlar halkın içinde söylemiyorlar. Onları konserde izlemek için çok para vermek zorundasınız. Yorum’un koşullarında söylemiyorlar. Venezüella’da istiyoruz ki şarkılarımızı halk kendisi söylesin sokaklarda, protesto alanlarında... Diğer halkların mücadeleleriyle dayanışma halinde, hayatın içinde ve halkla birlikte...
Devlet; sanatı, devrimci sanatçıları destekliyor mu?
Bir şekliyle öyle insanlar var. Devletten yararlanarak sanat yapan. Aslında devrimci değiller. Bu yüzden biz şarkıcılara destek olmuyorlar. Ama Chavez bir liderdir ve o bizi destekliyor. O bütün konuşmalarında bizim söylediklerimizi söyler ve bize yardım eder. Devletin yapısı halen kapitalist, burjuva.
Dün gece Latin Amerika’dan İstanbul’a bir köprü kurduk. Bu köprüden Ali Primera geçti. Bu köprüyü bundan sonra sağlam tutmamız gerekiyor. Sen bu konuda neler düşünüyorsun?
Benim düşüncem Latin Amerika, daha bu ülkenin gerçeklerini bilmiyor. Zannediyorum ki problem, farklı dillerden geldiğimiz için iyi bir iletişim kuramadık ama dilin kuramadığı bu köprüyü müzik kurabilir.
Daha çok gelişmelere yol açabilir. Simon Bolivar der ki “Bütün Latin dünyası bir dünyadır” ben diyorum ki “Tüm dünya birdir.” Grup Yorum’a dün bana gösterdiği ve öğrettiği şeyler için teşekkür ederim.
Grup Yorum bana yeni bir dünya gösterdi, ben de bu dünyayı kendi halkıma götüreceğim. Bir elçi olacağım. Yaşadığımız farklı değilmiş, aynıymış.
Biz Türkiyeli devrimciler yıllardır Latin Amerikalı devrimcilere hayrandık. Latin Amerika halklarını çok sıcak ve cesur bulduk. Emperyalizme karşı verdikleri mücadeleden gurur duyduk. Bizi aynı sömürgeciler sömürdü. Küba da bir yeni sömürge ülkeydi biz de yeni sömürge bir ülkeyiz. Yani onlar bunu başardılar, biz de başaracağız. Müziği de devrim mücadelesinde çok önemli görüyoruz. Bundan sonrasında da bağlarımızı güçlü tutalım istiyoruz. Çünkü acılarımız ortak, ideallerimiz de ortak. Bizimle birlikte bu geceyi paylaştığın için çok teşekkür ederiz. Ülkemize her zaman bekleriz.
Küba örnek alınması gereken bir idealdir. Onlar gibi olmak, onlar gibi yürümek bir idealdir, ama bugün Küba politik bir deprem yaşıyor ama bu bir süreçtir ama her zaman eşit süreçtir bugün kapitalizm krizde ve bu Küba’yı da etkiliyor. Biraz borçlu Küba. Onun için dünyadaki bu krizden dolayı bir çözüm aramaktadır. Kendi devrimini ve sosyalizmi daha iyi koruyabilmek için. Bekleyip görmemiz gerekir. Bu bizim için bir ders olacak. Bugün Küba, 1989'dakine benzer bir süreçten geçmektedir. Ekonomik olarak kötü durumdadır ve bu duruma bir çare bulmalıdır. Çünkü o Latin Amerika'nın güneşidir.
Fidel, bütün gün yazıyor, gelişmeleri ve dünyayı sürekli yazıyor. Ve dünyayı uyarıyor. Tüm dünyadaki devrimcilere ışık tutuyor. Yeryüzü çok tehlikede çünkü. Bugün çok kötü bir süreç yaşıyoruz. Bunun için birlikte hareket etmeliyiz. Grup Yorum ve Amerika’daki devrimci sanatçılar hep birlikte hareket etmeliyiz.
Halklarımıza bir mesajın var mı?
Halklar bir koyun derisi gibi kurudur. Ve bir yandan bastırsan öbür tarafa kalkar. Yürüyüp kalkmalıyız. Ne kadar baskı varsa o kadar yükseliriz. Bu, halkımızın bir atasözüdür.
Temmuz 2010
Yukarı